| Sonraki »

10/5/2007

servetim

Kelimelerim... Elimde kalan tek servetim.

 

Ceplerim dolu gelmiştim oysa ki karşına. Bir sürü birikimim vardı. Hepsi birbirinden güzel, hepsi birbirinden değerli. Tek tek mi aldın hepsini birden mi bilmiyorum. Ama aldın işte. Ve oynamam için kelimeler attın önüme. Geri isteme hayat. Kelimeler benim tek servetim.

10/5/2007

sevgilim

            Sevgilim…

            Boş odamda bembeyaz duvarlardan yankılanan sesim sadece bu kelimeyi duyuruyor bana. Ağzımdan dökülen tek bir kelimeyi. Çaresizce, ümitsizce, sessizce haykırıyorum çare olmadığını bilerek, sevgilim…

            Bak işte yine cevap yok. Görüyor musun bıraktığın kocaman yokluk konuşmuyor benimle senin gibi. Senin gibi de susamıyor hiç kimse. Sessizliğin bile anlatırdı bir şeyler bana. Ama bak bu sessizlik ölüm kadar boş.

            Bana aldığın güllere bakamıyorum artık. Kan kırmızı güller bile bükmüş boynunu konuşmuyor artık benimle. Sanki sessizlikleri anlatıyor her şeyi. Bu yüzden dinlemiyorum onları. Bakamıyorum. Bakarsam yüzüm güler yine seni hatırlarım diye korkuyorum. Oysa ben gülen yüzümü sadece senin yüzüne sakladım. Son öpücüğümü gamzene.

            Bak ölüm kadar kolay geldi ayrılık bu sefer. Onun kadar sessiz ve sinsice yaklaştı. Beklenmedik bir anda geldi yine. Koyu kırmızı rengi sardı odayı. Güllerden kanlar damladı. Ağladılar. Vurulmuş bir çocuk cesedi var artık odada. Simsiyah saçları kana bulanmış. Yüzünde o hep çok sevdiğin gülümsemesi yok artık. Belli belirsiz açık kalmış gözleri gelen olur mu diye bakmak için. Gözyaşları dökülür mü yine. Yine o sıcacık kollar onu sarar mı diye bekliyor.

            Çok düşmüştü çocuk bu yüzden bir daha ayağa kalkmamıştı. Tam kalktığında hedefini şaşıran bir kurşuna denk geldi. Ne kadar da kolaydı ölüm. Ne kadar da anlıktı. Bir anda aldığı nefes kesilmiş, bembeyaz tuttuğu hayalleri kana bulanmıştı.

            Sevgilim…

            İşte yine aynı ses yankılanıyor duvarlarda. Bütün gördüğüm bir hayalden ibaretmiş oysa. Çocuk ölmemiş, güller ağlamamış, kokun henüz gitmemiş. Sanki sensizlik beni sarmamış. Sen yine gülümseyen yüzünle duruyorsun karşımda. Sesinle doluyor oda. Hayalin sarıyor her yeri yankılanan sesimden önce.

            Ah bu gelgitler öldürecek beni. Bak yine kayboldu hayalin. Kendi kendime konuşmaya başladım. Odam yine bomboş. Ben yine bir başıma oturmuş bembeyaz duvarlara bakıyorum. Gözümün değdiği her yerde bir anın. Nefes aldığım her saniyede senden bir an. Ve yine ümitsizce, çaresizce yankılanıyor sesim.

            Sevgilim…

9/5/2007

22 gün sonra

Tam 22 gün oldu sen gideli….

 

Çay demledim az önce. Hayır diyemezsin biliyorum. Ama çağırsam gelemezsin artık. Gittikten sonra bir süre içememiştim. Şimdi ise her yudumunda seni hatırlıyorum yine. “İnsan çayı nasıl sevmez” deyişini. “Gidenle özdeşleştirme hiçbir şeyi yoksa yaşayamazsın ve unutamazsın” demiştin. Bunu yaptığım için üzgünüm. Ama seni unutmak haksızlık gibi geliyor bana. Bunu istemiyorum…

 

Hani bulmak istediğimiz film vardı ya onu da buldum yokluğunda. Birlikte seyrederiz diye konuşmuştuk. O yüzden hala seyretmedim. Ama üzerinde konuştuğumuz sahneler hala aklımda. Ne çok gülmüştük.

 

Hala kendi kendime konuşuyorum. İstediğin kadar “deli” diyebilirsin bana. Vazgeçmedim bu huyumdan. Hatta bu sıfatı bile sever oldum sen yakıştırdıktan sonra. “Belki de deli olmak gerekiyor mutlu olmak için” demiştin ama bak mutlu değilim ben. Demek başka şeyler de gerekiyormuş. Burada olsaydın da keşfetseydik birlikte neler gerektiğini. Gerçi sen bulduğunu düşünüyorsundur şimdi ama….

 

Sen giderken uğurlamaya gelmedim, özür dilerim. Seni son kez görmek isterdim ama dayanabilir miydim bilmiyorum. Bu konuda pişman mıyım bunu da. Herkes gitme demek isterdi sana eminim. Diyemediler, sen kararını vermiştin. Ama binlerce gözyaşı döküldü arkandan. Çoğu yerli yersiz benim tarafımdan.

 

Söylesene Murat bundan sonra umursamadan yaşayabilir miyiz? Biraz daha az düşünerek, çok nefes alarak. “Bizden geçti artık” demiştin. Söylesene şimdi çabalasak yapabilir miyiz acaba biraz da olsa?

 

Hani uyuyamıyordun ya. Hatta bu yüzden bazı ilaçlar bile almıştın. İşe yaradı mı onlar? Çünkü artık ben de uyuyamıyorum. Buldun mu çözümünü uykusuzluğun? Çok düşündüm bunu. Belki de uyumamak gerekiyordur bazen. Belki vücudumuz, gözlerimiz bizden fazla yaşamak istiyorlardır bu hayatı. Belki isyan etmişlerdir bize artık. Bu yüzdendir sabahlara varan gecelerimiz.

 

Şimdi fark ettim 22 gün olmuş sen gideli. Ve içimde durdurulamaz bir seni görme isteği…

Hani inandırdılar ya bizi birini sevdiğimizde bunu ona söylememiz gerektiğine. Hani illa da söylemek gerek ya. Hissettirmek yetmiyor ya. İşte bu yüzden çok mutluyum seni son gördüğümde seni sevdiğimi söylediğim için. Konu nasıl gelişmişti bilmiyorum ama laf arasında söylemiştim seni sevdiğimi son görüşmemiz olduğunu bilmeden. Bu yüzden mutluyum biraz da olsa.

 

Hani çok merak etmiştin de turna katlatmıştın ya bana. O günden beri elime kağıt alıp yeni bir turna katlayamadım. 1000 tane katlayıp bir dilek hakkı kazanacaktım. 14 olmuştu o gün. “Daha çok yolun var ben hayatta uğraşmazdım” dedin. Şimdi asla olmayacak bir dileğim var ve bu yüzden turnalarımı rafa kaldırdım.

 

Gittikten 22 gün sonra sensiz bir şehrin sabahına merhaba diyorum yeniden. Bahar geldi biliyor musun? Şenlikler de yaklaştı. Bugün çok komik bir fıkra duydum, anlatayım mı? Hafta sonu da İstanbul’da olacağım. Döndüğümde yine oturup çay içelim seninle. Askerliğinden konuşalım yeniden. Bak yine söz veriyorum sana mektup da yazacağım.

 

Deli diyeceksin biliyorum ama yanımda olmasan da yüksek sesle söylüyorum. Duyar mısın bilmiyorum. Ama seni çok özlüyorum benim ÖLÜ ARKADAŞIM…..

9/5/2007

uykusuz bir gecenin sabahında

Yine uykusuz bir gecenin sabahında, elimde çayımla, kağıt kalem başında buldum kendimi.

Bu uykusuz geçirdiğim kaçıncı geceydi sayısını bile unuttum artık. Hayatımın en zor deneyimini yaşarken, şehri güzel gösteren ışıkların hepsi sönmüşken, sadece daha fazla yaşamak için yazıyorum yine.

 

Bir bahar sabahı, baharı en çok hatırlatan kuş sesleriyle, yaza çalan sıcacık havasıyla, tüm ışıkları sönmüş çırılçıplak karşımda uzanan şehrimle, kelimelerimle başbaşa....

 

Ve uykusuz bir gecenin sabahında, içimde nereden geldiğini bilmediğim kocaman bir düğümle, bir türlü atamadığım bir mayıs sıkıntısı ve bütün sıkıntımı az önce yağan yağmur gibi içimden boşaltmasını umduğum gözyaşlarımla, sadece yaşamak için yazıyorum şimdi....