« Önceki |

28/9/2007

Bahar çiçekleri de açarmış sonbaharda

Bahar çiçekleri de açarmış sonbaharda.

Cıvıl cıvıl kuşlar ötermiş pencerenizin hemen önünde. Yasemin kokuları dolarmış odanıza, yatağınıza. Huzurlu da uyanılırmış sonbahar günleri. Biraz gecikmeli bir doğum günü hediyesi alıp sonsuza kadar saklarmışsınız onu. Ve bir kez daha severmişsiniz hüzünlü sonbaharı.

Çünkü bahar çiçekleri de açarmış sonbaharda…..

1/6/2007

Doğum Günü

Biten bir dostluğun ardından....

 

18.05.2007

Bugün, ömrüm…

         Dilimden her düştüğünde adın, kalbimde buluyorum seni. Ellerinde değil ellerim belki, ama resminde dokunuyorsun yüzüme. Bak şarkılar hala seni söylüyor. Her dizesi bir hikayemiz. Yine konuyorsun dudaklarıma. Kelimelere bürünüyorsun.  Alfabedeki her harf seni anlatıyor tek tek. Hepsi bir anı hayatımızın. Nasıl da anlatıyorlar bizi dünyaya. Bak herkes bizi konuşuyor, bizi anlatıyor birbirine. Bak ben hep seni yazıyorum yine…

         Sabah uyandığımda aynadaki yüzüm oluyorsun. Yine aynı anda gülümsüyoruz birbirimize. Yine hiç konuşmadan anlatıyoruz her şeyi. Sen hala yüzümde kocaman bir gülümsemesin. Hala bir yanı sende atıyor kalbimin. Sonra çayımın ilk yudumu, yüzüme değen ilk güneş ışığı oluyorsun. Sen içimi ısıtırken, ben derin bir nefes alıp seni dolduruyorum içime. Sen her nefesim oluyorsun.

         Yürüyorum sokaklarda sonra. Başımı hiç çevirmesem de biliyorum, sol yanımdasın. Kalbimin hemen yanında. Sonsuza kadar sana rezerve edilmiş yerde. Başımı kaldırınca gökyüzündesin. Bana gülerken bembeyazsın. Hüzünlendiğinde yağmur olup ağlıyoruz beraber. Sen yüzümde hissettiğim her damladasın. Hiç görmesem de biliyorum, ellerin göz yaşlarımın düştüğü yerde. Ben hiç sensiz kalmadım ki. Sen hala benim kalp atışımsın.

         Ama yoksun işte. Bugün, ölümüm…

         Ne değişti gidişinle? Ben hala senle uyanıyorum güne. Ve bilmesen de senin için doğuyorum gününe. Güneş ben oluyorum, içtiğin su, yediğin yemek, söylediğin şarkı. İzin almamıştın kalbime gelirken, yine izinsiz çıkarsın sandın, yanıldın. Ben sana gülümseyen bir çocuk yüzüyüm. Çocukluğum sende, çocukluğum sensin. Sen en saf, en temiz, en karşılıksız sevgimsin. Giden gelmez belki, bilmezsin. Sen hep içimde kalan olacaksın, bilmeyeceksin.

         Büyüyünce bu çocuk öğrendi. Hiçbir şey vazgeçilmez değilmiş. Ben canımdan vazgeçtim. Al senin olsun bu ömür. Al senin olsun bu kalp, bu çocukluk…

         Bugün doğum günün, ömrüm…

         İyi ki doğdun kalp atışım. Bilmiyorsun, ama sen iki kişilik yaşıyorsun…

 

10/5/2007

kalp atışım

Fırtınalar var aramızda. Karlar, tufanlar.. Ama ne senden esiyor rüzgar ne benden. Nerden geldi bilmiyoruz. Gidecek mi onu da. Ben bir adım geliyorum sen bir ömür uzağa itiyorsun beni. Ben seni bir ömür seviyorum. Sen bir adım geri gidiyorsun. Bir fırtına var aramızda. Elimizde kalan kent yıkıntıları...

 

Bir duvar var aramızda. Ne üstünden atlayabiliyoruz ne farkına varabiliyoruz. Ne ben ördüm duvarı ne de sen. Ama herşeye rağmen görüyorum seni. Koşuyorum ama ilerleyemiyorum. Elini uzatsan tutabilir miyim bilmiyorum. Ne yapmalı da aşmalı duvarı. düşünüyorum, düşüyorum. Elimde kalan bir tek cam kırıkları.
 
Gitmeli belki de bu şehirden. Uzaklaşmalı hayalinden. Ama ne kadar gidersem o kadar geliyorsun benimle. Ne kadar koşsam o kadar yoruluyorsun. Ne kadar sevinsem sen o kadar gülüyorsun. Biliyorum gitmek fayda etmez. Bu yüzden artık geliyorum. Ve ne kadar yaşarsam seni o kadar çok seviyorum...  

10/5/2007

oyun

Bu bi oyundu sadece. Kimse kural koymamıştı bu oyuna. Biz de nasıl oynanacağını bilmeden, ne yapacağımızı bilmeden başlamıştık. Evet oynuyorduk. Biliyorduk ikimiz de. Hem üzülüyor hem de tuhaf bir zevk alıyorduk.

Karşı karşıya oturmuştuk. Önce kelimeler çıkmadı ağzımızdan. Ama birbirimizi kolladık hep. Kimin dudaklarına bir kelime yerleşse diğerimiz hemen bir kelime konduruyordu kendi dudağına. Sanki aynı anda konuşmaya başlarmış gibi. Sonra susup gülüyorduk. Hem oyun olduğunu bilerek. Hem de bilmiyormuş gibi mahçup bir tavır takınıp, gülümsüyorduk usulca. Ama izin verdim. Önce sen bişeyler anlattın, ben dinledim. Anlatırken birden unuttun oyunumuzu. Heyecanlandın. Sonra gözgöze geldik. Ben gözlerimi kaçırdım. Sen oyunu hatırladın.

Sonra kocaman odada yer bulamadık bakışlarımıza. Gözlerimiz değmesin diye birbirine sessizce saklambaç oynadık çocuk gözlerimizle. Yine de baceremedik. Yine konuştuk. Kelimelerimiz değdi önce birbirine. Sonra gözlerimiz bir süre. Sonra uzun uzun gülüşlerimiz değdi. Oyunlar saklandı. Sonra dudaklarımız değdi birbirine.

10/5/2007

sevgilim

            Sevgilim…

            Boş odamda bembeyaz duvarlardan yankılanan sesim sadece bu kelimeyi duyuruyor bana. Ağzımdan dökülen tek bir kelimeyi. Çaresizce, ümitsizce, sessizce haykırıyorum çare olmadığını bilerek, sevgilim…

            Bak işte yine cevap yok. Görüyor musun bıraktığın kocaman yokluk konuşmuyor benimle senin gibi. Senin gibi de susamıyor hiç kimse. Sessizliğin bile anlatırdı bir şeyler bana. Ama bak bu sessizlik ölüm kadar boş.

            Bana aldığın güllere bakamıyorum artık. Kan kırmızı güller bile bükmüş boynunu konuşmuyor artık benimle. Sanki sessizlikleri anlatıyor her şeyi. Bu yüzden dinlemiyorum onları. Bakamıyorum. Bakarsam yüzüm güler yine seni hatırlarım diye korkuyorum. Oysa ben gülen yüzümü sadece senin yüzüne sakladım. Son öpücüğümü gamzene.

            Bak ölüm kadar kolay geldi ayrılık bu sefer. Onun kadar sessiz ve sinsice yaklaştı. Beklenmedik bir anda geldi yine. Koyu kırmızı rengi sardı odayı. Güllerden kanlar damladı. Ağladılar. Vurulmuş bir çocuk cesedi var artık odada. Simsiyah saçları kana bulanmış. Yüzünde o hep çok sevdiğin gülümsemesi yok artık. Belli belirsiz açık kalmış gözleri gelen olur mu diye bakmak için. Gözyaşları dökülür mü yine. Yine o sıcacık kollar onu sarar mı diye bekliyor.

            Çok düşmüştü çocuk bu yüzden bir daha ayağa kalkmamıştı. Tam kalktığında hedefini şaşıran bir kurşuna denk geldi. Ne kadar da kolaydı ölüm. Ne kadar da anlıktı. Bir anda aldığı nefes kesilmiş, bembeyaz tuttuğu hayalleri kana bulanmıştı.

            Sevgilim…

            İşte yine aynı ses yankılanıyor duvarlarda. Bütün gördüğüm bir hayalden ibaretmiş oysa. Çocuk ölmemiş, güller ağlamamış, kokun henüz gitmemiş. Sanki sensizlik beni sarmamış. Sen yine gülümseyen yüzünle duruyorsun karşımda. Sesinle doluyor oda. Hayalin sarıyor her yeri yankılanan sesimden önce.

            Ah bu gelgitler öldürecek beni. Bak yine kayboldu hayalin. Kendi kendime konuşmaya başladım. Odam yine bomboş. Ben yine bir başıma oturmuş bembeyaz duvarlara bakıyorum. Gözümün değdiği her yerde bir anın. Nefes aldığım her saniyede senden bir an. Ve yine ümitsizce, çaresizce yankılanıyor sesim.

            Sevgilim…