Bir gün hiç beklemediğiniz bir telefonla uyanırsınız. Bir arkadaşınızın ölüm haberidir aldığınız. Şaka zannedersiniz çünkü bu açıklayabilecek hiçbir şey yoktur. Hiçbir şey insanı intihar edecek kadar çaresiz bırakamaz çünkü.
Sonra şaka olmadığını öğrenmek mi, bu olayı aklından çıkaramamak mı, arkadaşını hatırlamak mı, hangisi daha çok üzer sizi bunu da bulamazsınız. Sadece yardım edebilirdim dersiniz. Yapardık bunu hep birlikte ve başarırdık.
Sonra başkaları gelir aklınıza. Hayatta ve yardıma ihtiyacı olan insanlar. Onlara yardım eli uzatır, aramadıklarınızı aramaya başlar, insanların kalbini kırmamaya çalışırsınız. Çünkü ölüm vardır dünyada. Artık daha da yakındır üstelik. Baksanıza birkaç gün önce yanınızda olan insan yok şimdi burada.
Ölüm var dünyada. O zaman neden üzeyim ki insanları yoktan yere. O zaman neden ihmal edeyim ki bir gün pişman olacağımı bile bile. Daha bir dikkatli davranmalıyım. Daha doğru yapmalıyım ki keşke dememeliyim diye düşünürsünüz. Ama hiçbir şey istediğiniz gibi gitmez.
Hani sular hep tersine akmak zorundadır ya. Siz de aslında doğru olan yöne doğru kulaç atmaktasınızdır ama direnemezsiniz. Çok üzülür çok yıpranırsınız elinizdekileri tutmaya çalıştıkça, değer verdikçe, kaybetmek istemedikçe.
Bir gün anlarsınız insanların neden intihar ettiğini. İşte en kötüsü budur. Bir intiharı haklı bulmak. Sebep ne olursa olsun. İnsanlar ölür çünkü artık yorgunlardır. Ya 70 yıl yaşayıp vücutlarını yormuşlardır, ya karşısına çıkan insanlar duygularını yormuşlardır.
Şunu anladım ki ölüm yorgun olduğu zamanında geliyor insanın…